25 Mayıs 2012 Cuma

Dedikodu


Hünersiz insanlar hünerli insanları görmeye katlanamazlar. Nitekim sokak köpekleri av köpeği gördü mü havlar dururlarda yanına sokulamazlar. Sefil ruhlu insanlarda hünerli biriyle başa çıkamayınca, ruhlarının olanca pisliğiyle dedikoduya sarılırlar.


Sâdi-i Şirâzî/Gülistan
S.222

17 Mart 2012 Cumartesi

Masallardan Sonra?

  Prens prensesi öptü ve kötü kalpli cadının yaptığı büyü bozuldu.Prenses hayata tekrardan gözlerini açtı. Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine.
  İşte mutlu son: Prens ve prenses birbirlerine kavuştu, masalda burada bitti. Tamda başlaması gereken yerde SON. Acaba buradan sonrası, gerçek hayat ismi altında mı ele alınıyor? Buraya kadar herşey güllük, gülistanlık olduğu için mi masal adı?
  Çocukluğumuzda prensle prenses kavuştuğunda, mutlu sonla biten masallarla büyüdük. Çocuk aklı işte sonrasını hiç sormadık. Hep mutlu mesut geçinip gittiler mi? Yoksa hayat tamda bu nokta da sona mı eriyor da devamı gelmiyor masalların, merak dahi etmedik.
  Masal bitip uykuya dalarken,kendi prensimizi,prensesimizi düşledik. Bizde prens/prensesimize kavuştukmu mutlu sona gelecektik. (Bize bunu empoze edenler utansın)
  Gün geldi bulduk prensimizi/prensesimizi. Türlü badireler atlattık, kötü kalpli cadıları, kıskanç üvey anneleri yendik. Öptük prensesimizi/prensimizi büyü bozuldu. Ama ne bir sondu, nede prens/prensesdi karşımızda dikilen. Durduk hatıralarımızı yokladık, çocukluğumuza döndük. Masallardan farklı ne yapmıştık? Düşündük, düşündük, düşündük... Farkettik ki bütün masallar kavuşana kadardı ya sonra?
  Rapunzel'in upuzun saçlarını hergün sabırla aşkla taramışmıydı prensi? Öpüp koklamış mıydı? Yoksa kesip süpürge yapıp, eline mi vermişti?
  Ya mışıl mışıl uykusundan uyandırılan dünya güzeli? Sarayında yumuşacık bir yatağa mı sahipti? Yoksa "Yeter ya! Ömrünün sonuna kadar uyuyacak mısın? Bu sarayın hali ne? Kalk da azıcık iş yap, kahvaltımıda yatağa getir." diyen bir kocaya mı?
  Peki kurbağa prens memnun muydu yeni hayatından, yoksa bıkmış mıydı kadın dırdırından?


Perestu Sultan

20 Şubat 2012 Pazartesi

Soru Sormak

Vernon Benjamin Mountcastle adında bir nörofizyoloji profesörü ABD’de 1986’da Ulusal Bilim Madalyası almış. Bir gün öğrencilerinden biri sınıfta sormuş.
  "Prof. Mouncastle" demiş, "ben bir inceleme yaptım, Amerika’da 3200'ün üzerinde nöroloji profesörü var. Niçin siz?" 
Prof. Mountcastle, "kesin olarak bildiğimi söyleyemem, ama bir tahminim var," demiş ve ilave etmiş; "annemden dolayı. Ben ilkokuldayken arkadaşlarımın anneleri çocuklarına, bugün öğretmenin sorusuna iyi bir cevap verdin mi, diye sorarlardı. Benim annem ise, Vernon, bugün öğretmene iyi bir soru sordun mu, derdi.

Çocuk Mizacı

Zira Allahü tealanın kudreti ile ulvi ecramın, süfli cisimlerde, çeşit çeşit tesirleri daimi olduğundan, bütün halkın şekil, hal, ahlak ve tavrı, henüz ana rahminde nutfeyken rastgelen, baht ve tali'lerin tesirlerinden meydana gelmiştir.

Ana rahmine nutfe vakı olduğu saatte, baba ve annenin tali'leri hangi işteyse, o nutfenin zatına tesirle nakşbend, yani işlenmiş olur. Mesela saadet, şekavet, anlayışlı, ahmak,bahil, cömert, korkak, yiğit, sevgi, düşmanlık, hırs, kanaat, himmet ve alçaklık, fakirlik ve zenginlik, rahat ve rahatsızlık, yaşama ve yaşamama, cemâl ve kemâl, kelâl ve melâl her ne hal üzre ise, o nutfanin zatına tali' olur. Çünkü o nutfe, ceninin cisminin levfi mahfuzudur. Levhi mahfuz ise bu alemin mazharı, aynasıdır. O halde said olan o saadetini annesi karnıda bulmuştur. Şakiolan da, şekavetini anası karnından almıştır. Nitekim habibi ekrem 'sallallahu aleyhi vessellem' (Said o kimsedir ki, annesi karnında said olmuş, Şaki o kimsedir ki, annesi karnında şaki olmuştur.) buyurmuştur. 


Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri/Marifetname 261.Sayfa

İstanbul

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

Ümit Yaşar oğuzcan

7 Şubat 2012 Salı

Hastalık

(Mümin hastalanıp iyileşince, hastalığı günahlarına kefaret ve ilerisi için ders olur. Münafık ise, hastalanıp iyileşince, bağlanıp salıverilen deve gibi kalkar. Niçin bağlandığını ve niçin salıverildiğini bilmez.) [Taberâni]

Osmanlı’ya Baş Kaldırmak/Boyun Eğmek

Mısırlı Dr. Fehmi Şinnavi ise o gür sesiyle şöyle haykırıyor:

“Günümüz Arap zirvelerinde temel mesele, İsrail’e ne kadar boyun eğileceği. Eğer Osmanlı’ya bunun binde biri kadar boyun eğebilseydik, şimdiye kadar elimize geçenlerin milyon katını kazanırdık.”

Hayata Dönüş...

Edirne Tarım Açık Cezaevinin, hükümlüler tarafından yapılan üretim faaliyetleri sayesinde geçtiğimiz yıl 1 milyon 885 bin 431 lira ciro yaptığı bildirildi.


Edirne Tarım Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Ufuk Aslan yaptığı açıklamada, cezaevinde kalan 320 hükümlüden bazılarının ücret karşılığında, cezaevine ait 3200 dönüm tarım alanında buğday, pancar, pirinç, ayçiçeği, mısır, arpa, meyve, sebze üretimi yaptığını, çeşitli el sanatı ürünlerini değerlendirdiklerini kaydetti.


Aslan, geçtiğimiz yıl 285 ton buğday, 400 ton pancar, 897 ton pirinç, 171 ton 500 kilo ayçiçeği, 53 ton 825 kilo meyve, 46 ton sebze, 74 ton 250 kilo et, 2300 adet kuzu, 300 kilo bal, 2 milyon 974 bin 350 adet yumurta, 960 bin 850 adet ekmek, 300 bin adet çay ve tost, 375 adet minyatür kispetin satışını gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları söyledi:


”Bu satışlarımızdan 1 milyon 885 bin 431 lira ciro elde ettik. 2009 yılında ise ciromuz 1 milyon 705 bin 59 liraydı. Bu yılki hedefimiz ise 2 milyon lira. Üretim yaparak devletimize katkı sağlarken, bir yandan da buradaki hükümlülerin tahliyelerinden sonraki yaşamında meslek sahibi olmalarını sağlamayı amaçlıyoruz.”


”BİR KİŞİNİN BİLE CEZAEVİNE DÖNMEMESİ BAŞARIDIR” Aslan, 2000 yılından sonra ceza infaz kurumlarında çok ciddi bir görüş değişikliği yaşandığını, bunun sonucunda da hükümlülerin, ceza infaz kurumundan tahliyesinden sonra geri gelmemesi için tüm mesleki kursların ve diğer sosyal kültürel faaliyetlerin ön plana çıkartıldığını hatırlattı.


Bunun sonucunda da cezaevlerinin bir eğitim yuvasına dönüştüğünü ve bunun meyvelerini almaya başladıklarını vurgulayan Aslan, şöyle konuştu:


”Bir kişinin bile geri dönmemesi başarımızdır diye düşünüyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Açık ceza infaz kurumlarının amacı da, mesleki yönden bu tür faaliyetleri yerine getirmek. Biz de kurumumuzda bunu özellikle tarımsal konularda ön plana çektik. Mesela yeni yapmış olduğumuz bir yumurta tavukçuluğu ünitemiz var. Burası şu anda Trakya bölgesinin en modern tesisi. Burada yaklaşık 25 hükümlümüz çalışıyor. Bu hükümlüler, tahliyelerinden sonra çok rahat iş bulabilecek bir pozisyonda. Çünkü orada tavuğu, cihazları, yemlemeyi, ilaçlamayı tanıyorlar. Dolayısıyla tüketen hükümlüyü üreten hale getirip, ülke ekonomisine bir şekilde katkıda sağlamış oluyoruz. Özellikle son yıllarda iş yurtlarımızda bu tür faaliyetlerden dolayı elde edilen gelirlerle Adliye sarayları, yeni ceza infaz kurumları, modern binalar yapılmaktadır.”


AA

Aşk!..

Aşk, ancak demlenmiş yüreklerde yeşerir!

Mahkumiyet!..

İnsan, söylemediği sözüne hakimdir. Söylediğinin ise, mahkumudur.