Müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müslüman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2012 Salı

Büyük Devlet Olmak

Tayland'daki Osmanlı armasının sırrı
Güney Asya'daki Siam ülkesi Tayland ile Singapur'da İslamiyet yoğun olarak yaşanırken, her iki ülkedeki eserlerde Osmanlı'nın izleri bulunuyor.


PEKİN - Ali İhsan Çam
Dünyada adı İslamiyet'le pek anılmayan ancak İslamiyet'in yoğun olarak yaşandığı ülkelerden biri de Güney Asya'daki Siam ülkesi Tayland.
Dünya'nın turizm merkezlerinden olan ve bu anlamda adından sık sık söz edilen Budist krallığı Tayland'da 8 milyon Müslüman bulunuyor ve Budizmin ardından ikinci büyük din İslamiyet.
Müslümanlar ülkenin güneyindeki Fettani, Cala, Narbitos ve Stul vilayetlerinde yoğunlaşmış olsa da başta başkent Bangkok olmak üzere birçok kentte Budistlerle birlikte yaşıyor.
Tayland'da Müslümanların okul açma, cami yaptırma, fakir Müslüman ailelere yardım ve gençlerin eğitimi gibi çalışmalar ülkedeki tek dini otorite olan "Şeyhülislamlık makamı" üzerinden yürütülüyor.
Ülkede 4 binden fazla cami olduğu belirtilirken, İslami eğitim veren 500 civarında okul olduğu ve bu okulların birçoğunun medrese şeklinde eğitim verdiği kaydediliyor.

İsterlerse dini kanunlar uygulanıyor Tayland'da Müslümanlara istedikleri hallerde İslami kanunlar uygulanıyor ve Müslümanlar kamusal alanda sınırlı olarak kullanılsa da bazı medeni ve resmi işlemlerini dini kanunlara göre uygulama hakkına sahip.
Tayland’da bulunan ve helal damgası kullanmak isteyen tüm firmaların ürünleri ve içerikli laboratuarlarda Müslümanlar tarafından incelendikten sonra helal damgası alabiliyor.
Ülke medyası genel olarak Budistlerin elinde ancak, başkent Bangkok’ta Müslümanlar için 9 televizyon kanalı bulunuyor. Bu kanallar İslami içerikli yayınlar yapıyor.

Osmanlı armalı cami Tayland'da diğer Asya ülkelerine nazaran doğrudan bir Osmanlı etkisi görülmese de Bangkok'ta bulunan Bang Uthit Camisi'nin girişinde dev bir Osmanlı arması bulunuyor.
Bangkok'ta irili ufaklı 200 civarında cami ve mescit bulunduğu söyleniyor ve kentteki en eski camilerden olan Bang Uhdit Camisi'nin girişindeki "Devlet-i Aliyye" arması dikkatli incelendiğinde Sultan II. Abdülhamid'in tuğrası dikkati çekiyor.
Osmanlının son dönemine denk gelen ve Sultan Abdülhamid'in tahtından indirilmesinden 7 sene sonra inşa edilen bu armanın da ilginç bir hikayesi var.
Sultan II. Abdülhamid'in uyguladığı İttihad-ı İslam siyaseti çerçevesinde o dönem tüm dünyadaki Müslümanlar gibi Tayland'daki Müslümanlar da İslam halifesinden haberdar olmuş ve hilafete bağlılıklarını ifade etmişler.
Cami cemaati ve çevredeki Müslümanlar o dönem Siam Krallığı'nın Müslümanları olarak İslam'a ve hilafete bağlılıklarını yinelemek için Sultan ve Halife II. Abdülhamid'den bir nişane talep etmiş.
Talebin ardından Osmanlı'nın Siam Krallığı'na Devlet-i Aliyye kendilerine numune olacak bir arma göndermiş.
Müslüman toplumu da camilerin kapılarının üzerine bu armanın aynısını işleyerek Hilafet merkezine bağlılıklarını ifade etmek istemiş.
Hilafet'in kaldırılmasının ardından ülkede bu uygulamaya son verildiği anlatılıyor ancak Bang Uhdit Camisi'ndeki "Osmanlı nişanesi" tüm ihtişamıyla günümüzde hala muhafaza ediliyor.

Singapur'da İslamiyet Türkiye'den binlerce kilometre uzaklıktaki küçük bir ülke olan Singapur'da İslamiyet ülkenin ana unsurlarından.
Singapur'da her millet kendine has bölge ve mahalleler kurmuş. Ancak bunların arasında en dikkat çekeni şehrin merkezindeki Müslüman bölgesi ve ülkenin en eski camisi Sultan Camisi.
Sultan Camisi'nde ezan sesli olarak okunuyor ve binlerce Müslüman bu bölgedeki sosyal alanlar ve tesislerde vakit geçiriyor.
Müslümanlar kendilerine ait eğitim sistemi ve teşkilatlarıyla birbirlerine bağlı bir topluluk olarak dikkati çekiyor.
Singapur'daki Müslümanların genel nüfusa oranının yüzde 15 olduğu ifade edilirken, Müslümanlar hem sosyal hayatta hem de kamusal alanda ülkedeki en etkin topluluklardan.

A.A

26 Aralık 2011 Pazartesi

Müslüman desteği SSCB yardımı olmuş!

 Kurtuluş savaşına ilişkin önemli iddialardan olan ve bugüne kadar Rus Komünistlerin Ankara’ya yardımı olarak sunulan SSCB yardımının aslında Buhara Müslümanları tarafından toplanan para olduğu ortaya çıktı.
  Buhara Müslümanlarının Sovyetler’e Türkiye’nin mücadele savaşına destek amacıyla 100 milyon altın ruble verdiği anlaşılarak bir tarihi gerçek de gün yüzüne çıktı. Sovyetler’in Buhara Müslümanlarının verdiği 100 milyon altın rublenin ise sadece 10 milyon rublesi milli mücadele için gönderildiği de ortaya çıkan başka bir tarihi gerçek oldu.
  Milli Mücadelede ordunun ihtiyaçlarının karşılanması, zafere kadar gündemdeki konulardan biri olmuştur. Uzun savaşlar ve yenilgiler sebebiyle, devlet ve milletin kaynakları azalmış olduğundan, yurt içinden sağlanan kaynaklar yanında dışardan sağlanan yardımlar, Bağımsızlık Savaşımızın finansmanında o dönem için önemli bir yer teşkil etmiştir.
  Bu dış yardımlar arasında “Buhara Cumhuriyeti” tarafından yapılmış olan para yardımı dikkat çekici ve gözden kaçan bir husustur. Bu konuda, Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu , 1972 yılında “Yakın Tarihimiz” dergisinde yayınlanan açıklamalarında; 1920 yılında ” Buhara Hanlığı”nın işgal edilerek bu hanlığın Sovyetlere bağlı, özerk bir cumhuriyete dönüştürülmesinden sonra Lenin ile görüşmek üzere Moskova’ya gittiğini burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yardım talepleri konusunda müzakerelerde bulunulduğunu söylemiştir. Lenin’e vakit geçirilmeden yardım yapılmasını önermiş ve gereken para yardımını yapabileceklerini belirttikten sonra yalnız para değil savaş malzemesi de gönderilmesi konusunda mutabık kaldıklarını nakletmiştir.
  Daha sonra gelişen olayları ise Osman Kocabey şöyle anlatmaktadır: ”Ayrıca paranın miktarını tespit etmek icap ediyordu. Bunu mütehassıslar tespit etsinler dedik ve bizim -aynı zamanda Hariciye Nazırı olan- Başvekil Feyzullah Hoca ile Rus mütehassıslardan mürekkep bir heyete havale ettik. Bu heyet uzun müzakereler sonunda yardım miktarını en az yüz milyon altın ruble olarak tesbit etti. Tekrar Lenin’le buluştuk. Lenin bu sefer yaptığımız konuşmada sözü tekrar para konusuna getirerek ne kadar verebileceğimizi sordu.” Yüz milyon ruble…” dedim. Lenin tekrar etti:”Yüz milyon mu?”"Evet… Derhal verebiliriz!” Çarlık zamanından kalma altın rublelerimiz çoktu. Buhara hazinesindeki bu paraya Ruslar el sürmezler, dokunmazlardı. Buhara bir Çar emâreti olduğu halde, idari ve mali işlerde müstakildi. Bu sebeple bizde altın haddinden fazla çoktu.”
  Lenin ile bu şekilde anlaşıldıktan sonra, Osman Kocabey’in Buhara’ya dönüşünün ardından Cumhuriyet Meclisinde konu görüşülmüş ve mecliste 100 milyon altın rublenin gönderilmesi itirazsız bir şekilde kabul edilmiştir. Fakat Ankara’ya ulaştırılmak üzere Rus hazinesine teslim edilen bu para Türkiye’ye yollanmamıştır. Komünist rejime geçmiş bulunan, iç ve dış problemlerle boğuşan Rusya, bu kadar yüklü bir meblağa daha çok ihtiyacı olduğundan paranın önemli miktarına el koymuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin para, silah ve cephane taleplerine karşı Sovyet Rusya, 1920 yılından itibaren başlamak üzere fasılalı olarak 1922′ye kadar 10 Milyon civarında altın ruble para yardımı yapmıştır. Bizim basınımızda ve tarih kitaplarımızda Milli Mücadelede “Rus para yardımı” olarak geçen bu olayda geriye kalan 90 Milyon ise “herhalde aracılık ücreti olarak” Ruslar tarafından açıkça gasp edilmiştir. Yakın zamanda yapılan çalışmalara göre Rus yardımının esas kaynağını oluşturan bu altınların bir kısmı Buhara Emiri Alim Han’ın Bolşevik ihtilali sonrası terk ettiği altınlardır. Bahsi geçen paranın neden Rusya aracılığı ile gönderildiği ve Rus hazinesine ne için teslim edildiği konusunda yapılan eleştirilerde gözden kaçırılmaması gereken nokta, Osman Kocaoğlu’nda ifadesinde görüleceği üzere içişlerinde serbest fakat dışişlerinde Sovyetlere bağlı olan Buhara Cumhuriyeti’nin topladığı yardımların Moskova kanalıyla gelmesinden başka yol yoktur. Zamanın şartları, yol güvenliği ve para miktarının çokluğu sebebiyle de Moskova’nın bilgisi olmadan gizli yollardan gönderilmeside mümkün değildir. Şüphe yok ki yeni kaynakların ve Rus arşivlerinin incelenmesiyle Rus yardımının iç yüzü daha da ortaya çıkacaktır.
Emre Gül-Dünya Bülteni / Tarih Servisi
Kaynaklar:
Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, C.1, s. 339-343., Ankara, 2006.

25 Aralık 2011 Pazar

Hangi Batıyı Örnek Alıyoruz? Demokrosiyi Özünde Yaşayan Batıyı mı Yoksa….

15 Eylül 2008 Pazartesi 11:10
İngiltere’de Müslümanların yoğun olarak yaşadığı beş büyük kentte şeriat mahkemelerinin oluşturulduğu açıklandı.
Sunday Times’ın konuyla ilgili haberinde, İslami yasaların İngiltere’de uygulanmaya başladığı duyurulurken, mahkemelerin sadece hükümet tarafından onaylanan şeriat yargıçlarınca kurulabileceğine ve kararlarının da bölge mahkemeleri ile Yüksek Mahkeme’nin onayıyla yürürlüğe girebileceğine dikkat çekildi.
  Buna göre başkent Londra başta olmak üzere, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Birmingham, Bradford, Manchester, Warwickshire’da bölge mahkemelerinin bünyesinde hizmet verecek olan şeriat mahkemeleri, boşanma, aile içi şiddet, mali anlaşmazlıklar gibi sosyal konularda söz söyleme hakkına sahip olacak.
BU BİR İLK Kararları bölge mahkemesi ve Yüksek Mahkeme’nin onayıyla geçerli sayılacak olan şeriat mahkemeleri, bir ilki oluşturuyor.

  Times, şeriat mahkemelerinin sisteme resmen konulmasının ardında, Müslüman toplumlar arasında daha önce de yapılan uygulamanın resmi denetime tabi tutulması arzusunun bulunduğunu yazdı. Gazete, daha önce şeriat mahkemeleri adıyla halk arasında faaliyet gösteren yapıların aldığı kararların resmi hukukta hiçbir yeri bulunmadığını hatırlattı.
 Şeriat mahkemelerinin kararlarının uygulanması için Müslüman davalı ve davacının her ikisinin de rızasının gerektiği kaydedildi.
2 MAHKEME DAHA KURULACAK Gelecek dönemde Glasgow ve Edinburgh’da iki şeriat mahkemesinin daha kurulmasının düşünüldüğünü belirten The Sunday Times, uygulamanın başlatılmasıyla ilgili ilk önerinin bundan 7 ay önce Anglikan Kilisesi lideri Canterbury Başpiskoposu Rowan Williams tarafından ortaya atıldığını da hatırlattı.
LORD DESTEKLEDİ

 Bu görüşe ilk destek verenlerden biri de İngiltere’de Adalet Bakanlığı müsteşarı yetkileriyle donatılmış olan Lord Phillips oldu. Phillips, şeriat hükümlerinin medeni hukukla ilgili konularda ve mali anlaşmazlıkların çözümünde kullanılmasının mümkün olduğunu belirtmişti.
 Bu arada İngiltere’de aralarında muhalefetin de bulunduğu bazı çevreler ise şeriat mahkemelerinin kurulmasının ülkede hukuk sistemine paralel ikinci bir hukuk sisteminin doğmasına neden olabileceğine dair endişelerini dile getiriyor.

Buhari-i Şerif

“… Memlekette bir hastalık olduğu zaman tekkede Buhârî-i Şerif, Hızb-el-Bahr okunurdu. Babam, Buhârî-i Şerif-i hususi suretde bastırmış, bütün Müslüman memleketlere, camilere hediye etmiştir..”

Ayşe Osmanoğlu/Babam Sultan Abdulhamid